"Düşüncelerimi yazarak kendimi kurban ediyorum"

Sarışın, çok hoş, çok cesur, üstelik de motorcu. Hani o bildiğimiz fiyakalı motosikletleri, kuralları olan erkeklerin dünyasından.

Pazartesi dergisi. Röportaj: Nevin Cerav

Bir süre Pazartesi'ye de yazmıştı. Dergiyi sürekli takip edenler Elvin Süzer ismini hemen hatırlayacaktır. Yoğunlukla kadın erkek ilişkilerini ele alıyordu. Kocasıyla ilişkilerini yansıttığı yazıları oldukça cesurdu doğrusu. Sonra bir erkekle küçük bir Türkiye turu yaptı motosikletle. O geziyi dergide, "bacaklarımın arasındaki en iyi makine," başlığıyla aktarmıştı bize. Elvin Süzer, Pazartesi'de yer alan yazılarını da dahil ettiği bir kitap yazdı. Üç ay önce Pencere Yayınları'ndan çıkan kitabın adı Ölümüne Sever Maçolar. Şu sıralar ikinci kitabı baskı aşamasında. Üçüncü kitabını yazmakta olan Elvin Süzer'le, kadın erkek ilişkilerini, evliliği, kitabını ve motorculuğunu konuştuk.

Gazeteci olan babasının etkisiyle küçük yaşta yazmaya başlayan Elvin, uzun yıllar yurtdışında yaşamış. Bir süre küçük bir dergiye yazmış. Sonra evli bir erkeğe aşık olmuş ve farklı bir dünyaya adım atmış. oldukça çalkantılı geçen o dönemi şöyle anlatıyor.

Ben İngiltere'de yazar kadın olarak çalışıyordum. Türkiye'ye evli kadın olarak döndüm. Yazmayı kendi isteğimle bıraktım. kendimi evliliğe adamak, orta sınıf bir ev kadını olmak istedim. Kolay bir hayattı benim için, çünkü çok yorgundum. Sevdiğim adam evliydi, onu kazanmak için ciddi bir savaş verdim. Başardım, evlendim ve daha sonra anladım ki başıma korkunç bir bela almışım. Yaşadıklarımı, hissettiğim hayal kırıklığını anlatacak kelime bulamıyorum. Evlendikten sonra çiçekli etekler giydim, saçımın modelini değiştirdim, makyajımı değiştirdim. Evli kadınlara baktım ve onlara benzemeye çalıştım. Çok zordu, kendini katlediyorsun. konuşmanı bile değiştiriyorsun, bir insanın kendi ruhunu öldürme savaşı bence, başka bir insan olmaya çalışıyorsun. Tek bir amacın kalıyor, kocana kendini kabul ettirmek, beğendirmek. Bu aynı zamanda benim için bir toplumsal onaylanma süreciydi. Ama öyle bir evlilik yaşadım ki, lanet olsun dedim. Zaten evliliğim bir buçuk yıl sürebildi. Mecburiyetler olmadığı takdirde ilişkilerin çok uzun yıllar sürmeyeceğini, kadın ve erkeğin belli sürelere eş değiştirmelerinin doğal olduğunu söyleyen Elvin, evliliğini bitirmeden başkasıyla ilişki yaşadığını anlatıyor.

Aşk, duyguları, tutkuları, cinsel arzuları yasayla bağlamak olanaksız, yanlış filan değil, olanaksız bir şey. Çünkü evlilik kanunu karşında yapılan bir akit, bunun içine duyguyu nasıl katacaksınız. Bazıları çok acı çekmiyor, dayanabilecekleri kadar acı çekiyorlar, o nedenle de devam ettirebiliyorlar evliliklerini. Oysa kadın da erkek de altı ayla iki yıl arasında eş değiştirmeye ihtiyaç duyarlar normalde. Ama ola ki bazen beş yıl bazen on yıl sürebiliyor ilişki, ne güzel sürsün. Fakat iki insanı, bir yastıkta kocayın mantığıyla, yasayla bağlayarak, araya para hesapları sokarak bir araya gelmelerini isterseniz, o insanlar o duyguları nasıl yaşayacak? Halbuki bir kadınla bir erkeğin arasında para mı önemlidir, duygu mu? Bir kadın bir ilişkide iki üç kere orgazm olabiliyor ama erkek bir kere oluyor. Erkeğin her türlü olanağı var, üst üste orgazm olmak için ama olamıyor. İki üç orgazmı yaşayamayan kadınlar bastırıldığı, alışmadığı için olamıyor. Erkeğin o özgürlüğü, o rahat ilişkisi kadında olsa, kadın çok rahat üç orgazma ulaşacak. Ayrıca kadının aşağıda üç deliği bulunuyor, daha doğrusu iki deliği bir klitorisi var. Anal seks için anüsü var, vajinası var, klitorisi var. Bacakları var göğüsleri var, beş tane cinsel uyarıya açık noktası var. Şimdi bu niçin böyle yapılmış acaba? Adam sana ya vajinal seks yapıyor, ya oral seks yapıyor, dolayısıyla tek bir nokta doymuş oluyor, öteki noktalar aç kalıyor. Bunlar kadınlara unutturulmuş. Şöyle bir örnek vereyim, kadını istemese bile, aynı anda bir erkek kadının ağzına cinsel organını koysa, bir erkek vajinal, bir erkek de anal yoldan ilişkiye girse, üç erkek de tatmin olabilir. E, şimdi kim çok eşli? Kim çok eşli dizayn edilmiş, akıl var mantık var, neden insanlar bunu görmek istemiyor? Ben böyle düşünüyorum. Ama bunları yapacağını deyip erkekleri zorlamanın, kırmanın da doğru olduğunu düşünmüyorum. Yurtdışındayken motoru olan Elvin, evlendikten sonra bıraktığı motorculuğa boşandıktan sonra geri dönmüş.

Yurtdışında motorun arkasına binen motorculardandım ben. Sonra bisikletle başlayarak yavaş yavaş geliştirdim. Ben geliştirdikçe tepkiler arttı, Kocam karşı çıktı. Ama ben değiştim bu süreçte, boşanınca da motora geri döndüm. Önce kendi başıma turlar yapıp, o süreci yazmaya başladım, sonra karşıma Faramarz çıktı. Onunla bir takım kurduk, çeşitli şehirlere gittik. Ama motorcu kadın olmak çok zor, çünkü çok yanlış anlaşılabiliyorsun. Bir erkek sırf motosiklet üzerindesin diye çok kolay kadın olarak değerlendirebiliyor seni. Açıkçası motorculuğu kimseye önermiyorum ama ben vazgeçmem. Mesela içlerine girdiğim motorcu erkekler beni dışlamadılar ama burun kıvırdılar. Yani bir kadın böyle niye olsun, giyinip süslense daha iyi değil mi bakışı vardır ya, öyle düşünüyorlar genelde. Son olarak yayımlanan kitabı hakkında konuşuyoruz. Kitabında yazdıklarından dolayı ayrıldığı kocasının çok üzüldüğünü anlatıyor.

Yayımlanan kitabıma çok tepki geldi. Ama önemsemiyorum çünkü bu konuları yazarken kendimi kurban etmek istiyorum, o kadar inanıyorum ki düşündüklerime. fakat kendimden başka boşandığım eşimi de kurban etmek zorunda kaldım. Kitap yayınlandıktan sonra biz boşanmıştık ama o kadar üzüldü ve acı çekti ki, biraz pişmanlık yaşadım ama keşke yazmasaydım demedim. keşke üzülmeyebilseydi onu üzmeseydim dedim. Biz boşandıktan sonra çok değişti, tipini bile değiştirdi ve bence benim yazdığım şeylerden etkilendi. Çünkü çok başka bir dünyanın insanıydı o. İmajını çok değiştirdi. Bıyığı vardı, kesti, saçını uzattı, çok modern güzlükler taktı, kıyafetlerini değiştirdi. Ama kafa aynı kafa. Zaten imkan yok, elli beş yaşında bir insanın köklü değişmesi çok zor. Yine de dış görünüşüyle sınırlı kalsa da değişim onun için büyük bir devrim.