Asırlardır din adına kan dökülmesini hiç anlamıyorum!

Dergimizin karizmatik yazarı Elvin Süzer, istediklerini yazamamaktan yakınıyor

Fenomen dergisi. Röportaj: Nur içözü

Bu ay sayfalarımıza, arkeolojik ve mitolojik konulara mistik yaklaşımıyla tanıdığımız Elvin Süzer'i konuk ettik. Boğaziçi Üniversitesi bilgisayar bölümünde öğrenim görmesine karşın mesleğini hiç yapmayan yazarımızın oldukça renkli bir yaşantısı var. Bir süre dansçı olarak çalışan, daha sonra da okültizme merak saran Elvin Süzer'in en büyük zevki ise motosikletine atladığı gibi rüzgarla yarışmak.

Üniversite çağlarında ilgilenmeye başladım. Önceleri kitaplar okudum daha sonra Bülent Kısa ile 10 yıl kadar çalışmalar yaptım. Arkeolojiyi, gezmeyi, antik kentleri görmeyi, bilgi toplamayı çok severim. Bu konuda öylesine bilgi sahibi oldum ki pek çok kişi gerçek mesleğimin arkeoloji olduğunu sanıyor. Ne yazık ki değil. Bülent Kısa ile yaptığımız çalışmalar sonunda fikir bağlamında bir yol ayrımına geldik. Ben kendi ekolümü oluşturdum. Giderek mitolojiye merak sardım. Arkadan feminizm araştırmalarım başladı. zaten bir defa bu konulara girince, kartopu nasıl yuvarlanırken büyürse bilgiler de üst üste geldikçe kendi kendine bir yerlere doğru gidiyorsunuz. Sonunda yazmaya başlamam gerektiğini düşündüm. Ortalama bir buçuk ay kadar sürüyor. Gerçekten çok yoğun çalışıyorum. Ön çalışmaların ardından yazının tümüyle oluşması için de 15-20 gün çalışmam gerekiyor. Evet, ama söylemek istediğim şeyleri bir türlü söylemediğime inanıyorum. Bazı görüşlerimi nasıl yansıtacağımı henüz bilemiyorum, çünkü toplumun bu konuda hazır olması gerektiğini düşünüyorum. Tüm düşüncelerimi açıkça yazamadığım için de kendimi çok kısıtlanmış hissediyorum. Örneğin asırlardır din adına kan dökülmesi, din adına kavgalar savaşlar yapılması akıl alır gibi değil. Ancak bu insanların bir yere gelebilmesi için çelişkiler yaşanması gerekiyor demek ki... Madde evreni manevi evrenin bir yansıması. Bu dünyada doğuran, besleyen, büyüten kadın olduğuna göre, ben mitolojideki tanrıça fikrinin de doğru olabileceğini düşünüyorum. Yalnızca ben değil benim ekolümdekiler de aynı fikirde. Godess (Tanrıça) ekolü deniyor. Yurtdışında çok taraftarları var. Feminist mitolojiyi inceleyerek iyiye ulaşacağımıza inanıyorum, ama yazılarımda bunu tam olarak vurgulayabildiğimi sanmıyorum. Gelecekte bu konuları daha iyi vurgulayan bir kitap yazarsam belki amacıma ulaşabilirim. Tabii zaten Fenomen okuru da yazarı da aynı şeyi düşünüyor. Ben mitolojideki tanrıların kaynağının da o olduğuna inanıyorum. Tanrı dediğimiz gücün bir yansımasının da başka boyutların canlıları olduğunun düşünüyorum. Bu canlıların melek olarak da adlandırabileceği fikrindeyim. Mitolojide Anadolu'nun çok özel bir yeri olduğunu düşünüyorum. İncelediğimizde Anadolu'da çok kadın komutan yaşadığını görüyoruz. Örneğin Halikarnas kraliçesi Artemis savaşlara kendi ordusuyla katılmış. Bir başka örnek de Amazonlar. Amazonların Anadolu'da yaşadığını kimse bilmez. Oysa Avrupa'da olsa hemen bu işin turizmini yaparlar. Nedense tüm mitolojik olaylara Yunanlılar sahip çıkmış. Evet aynen öyle. mesela XENA filminde Amazonların Anadolu'da yaşadığına dair en ufak bir söz bile yok. Bunu kendi insanımız bile bilmiyor. Ben daha farklı yaklaşıyorum. Bence Olimpos aslında bir uzay aracı. Mitolojideki tanrı denen varlıkların da uzaylı olduğuna ve zaman zaman dünyaya geldiklerine inanıyorum. Muhakkak. Artık çok insan inanıyor bu konuya. Olması gerekiyor çünkü evrim yaşam boyunca tamamlanıyor. Ben kendimi çok eksik hissediyorum örneğin. Tam olmak için de bu dünyada ya da bir başka yerde yeniden yaşamam gerektiğine inanıyorum. Çünkü ben evrimini tamamlanmış bir çok insanla tanıştım. Ben kendimi hala o durumda göremiyorum. İnanın ve tanrıçanın görevi kötülüğe şeytana karşı savaşmak ve yenmek. İyi kötü savaşının yapıldığı yer bu dünya, insan ruhu. Bir anlamda biz askeriz. Kötülüğü yenmek için yaşamak zorundayız. Bu savaşı verdiğimiz anlık kararlarla sürdürüyoruz. Silahımız öfkemizi yenmek, sabretmek... Kötülüğü yendiğimiz her anda tanrıça güçleniyor ve onun iyiliği dünyaya bir kere daha yansıyor ve bir kapı daha açılmış oluyor oysa öfkelendiğimiz zaman kırıcı olduğumuz zaman kapılar kapanıyor. Oysa bizim görevimiz kötülüğü yenerek, iyileri yaymak kapıları açmak. Görevimizi tamamladığımızda bu kimlikten alacağımız şeyler bitiyor. Kötülükle yapacağımız savaş bitiyor, belki bir başka evrende bir başka boyutta belki de melek olarak yeni bir görevimiz başlıyor. Tabii tekrar o iyiliği yaymak için. Gerçeğe, başlangıca dönüş olacak. Tanrıça'yla bütünleşecek. Biliyoruz ki insanoğlu kötülük yüzünden cennetten kovuldu. Evrimini tamamlayıp geri dönecek. Birbirimize teşekkür ederek söyleşiye nokta koyuyoruz. Herkesin amacı aynı, yolları farklı. İyiliğe varış yolunda Elvin Süzer de farklı bir rota çizmiş. Kendisine teşekkür edip, biz de kendi yolumuza devam ediyoruz. Bu söyleşinin Fenomen'de yer alabilmesi için bir an önce bilgisayarın başına geçmek, teybi çözmek gerek.